İzmir'in tarihi ve doğal güzellikleriyle ünlü Foça ilçesinde planlanan Yenifoça Yat Limanı Projesi, kültürel mirasın korunmasına dair önemli bir idari karara konu oldu. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı İzmir 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, proje alanında bulunan tescilli Osmanlı mezarlığı parsellerinin koruma alanı olarak belirlenmesine ve tapu kayıtlarına şerh işlenmesine karar verdi. Bu karar, 31 Mart 2026 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak hukuki bağlayıcılık kazandı.
Koruma Kurulu'nun bu kararı, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile ilgili yönetmelikler çerçevesinde alındı. Kararın özü, somut kültürel mirasımızın, yeni yatırım ve kalkınma projeleri karşısında mutlak koruma altında olduğunu teyit etmesidir. Tarihi mezarlıklar, sadece define alanları değil; aynı zamanda sosyal hafızanın, yerleşim tarihinin ve dönemin inanç, sanat ve yaşam kültürünün eşsiz tanıklarıdır. Bu nedenle, bu alanlar üzerinde yapılacak her türlü imar ve inşa faaliyeti, yasal koruma rejimine tabidir.
Yenifoça özelinde, yat limanı gibi bölgesel turizm ve ekonomiye katkı sağlaması beklenen bir projenin, kültürel miras varlığı nedeniyle durdurulması, 'kalkınma' ile 'koruma' arasındaki kadim gerilimi bir kez daha gündeme getirdi. Ancak unutulmamalıdır ki, sürdürülebilir kalkınma ve akıllı turizm anlayışı, doğal ve kültürel değerleri yok sayarak değil, onları merkeze alarak inşa edilir. Tarihi dokuya saygılı, çevreyle uyumlu projeler, uzun vadede bölgeye daha fazla değer katar.
Bu karar, yatırımcılar ve proje geliştiriciler için de önemli bir hatırlatma niteliğindedir: Türkiye'deki herhangi bir araziye yönelik yatırım öncesinde, o arazinin imar durumu kadar, kültür varlığı envanteri ve koruma statüsü de mutlaka ve titizlikle araştırılmalıdır. Aksi takdirde, projeler ciddi yasal engellerle, gecikmelerle ve iptal riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Sonuç olarak, İzmir Koruma Kurulu'nun Yenifoça'daki bu kararı, kültürel miras hukukunun işlerliğinin somut bir göstergesidir. Karar, geçmişe saygıyı, hukukun üstünlüğünü ve sürdürülebilir planlama ilkesini öne çıkarmaktadır. Projenin geleceği, ancak bu koruma şartlarına riayet edecek alternatif bir tasarım veya konumlandırma ile mümkün olabilecektir. Bu süreç, kamu yararı, kültürel mirasın korunması ve yerel kalkınma hedeflerinin dengelenmesi için iyi bir örnek teşkil etmektedir.